Yunanistan – Chalkidiki – Sithonia – Yaz Tatili – Part 3

Athos Dağı

Yazı biraz özledik..Bir yandan da yaz tatili için planlar yapılmaya başlandı. Bizim Yunanistan planımızda böyle başlamıştı. Bir fotoğraftan yola çıkıp, kendimiz için yeni bir yer keşfettik. 2 yıldır yaz tatilimizi geçirdiğimiz bu yeri ilk izlenimlerimle size aktarıyorum. Yazının Part1 kısmı, Part 2 kısmı için üzerlerine tıklayarak ulaşabilirsiniz. İyi eğlenceler..

Ikinci ada Sithonia, buyuk
heyecanla gittik oraya. Iki ada arasi bulundugunuz konuma bağlı olarak 30-40
dk. arası suruyor. Burası tam bircennet. Insan burada dogaya zarar verıcekler
aman bırşey olucak dıye çok korkuyor. Aslında bızım guzel koymalarımızın, el
değmemiş hali denebilir. Her yerde çam ağaçları, ortada tek gidiş-geliş bir yol
var. Yol adanın etrafında komple donuyor. Bir noktada başlarsanız saatler sonra
geri dönebilirsiniz. Arada geçiş hiç yok. Hatta bir kaç şehir merkezi dışında
yollarda ışık yok, özellikle adanın Athos’a bakan kısmında tek bir şehir
merkezi var ve etraf oldukça ıssız. Tam bir huzur merkezi. Eğer denize girmeyi,
güneşlenmeyi, derinlere dalmadan balıklarla yüzmeyi seviyorsanız, bu ada
harika..


Adadaki ilk durağımız, adanın
hemen girişindeki Nikiti. Buraya tam öğle sıcağında geldiğimiz için hemen
denize koştuk, aslında aklım etraftaydı nasıl bir yer diye. Uzun bir sahil
kenarındaki bütün yazlık evler, aparta dönüşmüş ve harika bahçeleri, denizle
aralarından geçen ufak yol ve palmiye ağaçları heryeri süslüyor. Ağaçların
gölgesinde güneşlenebilirsiniz. Sakin, dümdüz bir deniz. Yüzmek burada güzel diyorsunuz. Deniz
kum, yavaş yavaş derinleşiyor. Daha sonra arkadaki ufak dağa tırmanıyoruz.
Tepeye çıkan yolda, eski taştan köy evleri. Zirvede kocaman bir kilise. Sokakların
bazılarından geçiş yok, oldukça dar. Tepeden bütün köyü izleyebilirsiniz.
Ayrıca bu köy-şehir balı ile ünlü, heryerde bal peteklerinin sandıkalrını
görebilirsiniz. Yol üzerinde uğradığımız bir bal satıcısının hemen yanında
atölyeleri var. Burada balı, petekten nasıl ayırdıklarını görebilirsiniz ve
üzerine sıyrılmış taze petekten ufak bir paket yapıyor. O kadar çok çeşit bal
var ki, şaşırıyor insan. Bir kaç çeşit çiçek balı, adaya özgü portakal balı,
kestane balı.. Hepsinden tatmanız mümkün. Türkiyeye bal getirmek yasak. Biz
bunu daha sonra öğrensekte, ada da yemek için ufak bir kavonoz alıyoruz. Ama
aklım bal çeşitlerinde ve o güzel lezzette kalmadı değil.. Heryerimiz yapış
yapış olmuş şekilde arabaya binip, otelimizin bulunduğu Neos Marmaras’a doğru
yol alıyoruz.
Adayı turladıktan sonra anlıyoruz
ki bu adada 2 büyük şehir var. Biri Neos Marmaras, diğeri Sarti. Ikisi
birbirine zıt, adanın ayrı iki tarafında bulunan şehir merkezleri. Bu adada bu
şehirde konaklamyı tercih ettik. Hotel Pella ya şirin balkonları ve hala
geleneksel yapısını koruduğu için rezervasyon yaptırmıştık. Iyi ki de burada
kalmişiz. Otelde ki misafirlerle ilgilenen Vesna ile tanışmak, gezimize renk
kattı. Enerji dolu yapısı ile sabahları onu görmek çok keyifliydi. Otele astığı
haritadan bize nerelerde eğlenebileceğimizi sorarken, bizi kendi gittiği ve
arkadaşlarıyla buluşacağı tavernaya davet etti. Sirtaki izlemek istediğimiz
söyleyince, bunun sadece turistleri eğlendirmek için otellerde yapıldığını
söyledi. Ama mutlaka gelin, burası harika bir yer, çok eğleceksiniz dedi.
Geleceğimize de ihtimal vermemiş:) Otel, apart tarzında, oda içinde ufak
mutfakları ve kocaman balkonları var. Balkonumuz ufakta olsa deniz görüyordu.
Biraz eski bir yer, çok bakım yapıldığı söylenemez ama sadece uyumak için
gittiğimizi düşünürsek, yeterliydi.
Neos Marmaras, bir kısmı dağlık,
denize ister dağın yamacından inip, ufak sahil kearında denize girebilirsiniz
ya da merkezin ilerisinde ki plajda. Şehir merkezinin arka tarafından yürümeye
başlarsanız, denizin renklerini seyrederek, merkeze liman tarafından
iniyorsunuz. Aslında limandan çok balıkçıların mekanı. Hemen ilerisinde de
birbirinden güzel, tavernalar. Fiyatlar öyle yüksek değil hatta bu adanın en
pahalı yeri bu şehir. Deniz kenarında kumaların üzerindeki masalarda yemek
yiyebilirsiniz. Yan yana dizilmiş tavernalar arasında seçim yapmak zor. Biraz
ilerleyince merkeze geliyorsunuz, ufak dükkanlar, cafeler var. Şehrin
manzarasının en güzel olduğu yerde, tepede denize nazır çok güzel bir kilise
var. Yolu takip edip indiğinizde ise plajı görücekseniz.

Sabahları otelin önünden
biraztepelere yürüyüp oradan merkeze inip, kendimize kahvaltılık ve Frappe
alıyorduk. Sonra balkonumuzda keyifle yiyorduk. Kruvasan konusunda çok
başarılılar, Fransızlar halt etmiş. Yediğimiz kruvasanın haddi hesabı yok, yalnız
bir çok şeye domuz eti koyuyorlar ve sordugunuzda söylemeyi ihmal
edebiliyorlar. Sabahları Frappe içmek hem serinletiyor hem de çikolatalı
kruvasını bastırmış oluyor. 

Vesna’nın bizi davet ettiği mekana gelince ‘Tucan’
canlı müziği ile tam bir eğlence yeri. Sanki evinizin bahçesine giriyor
gibisiniz, demir kapılardan geçip, herkes akşam yemeğini yiyor, içiyor.Bir
yandan da canlı müzik. Saatler ilerledikçe insanlar masa üzerlerinde oynamaya
başlıyor. Müzikler bize çok yakın hatta ‘mavi mavi masmavi’ şarkısının bir
kısmını türkçe söylüyorlar. Hepsi çok sıcak ve neşeli insanlar. Sonra Buzuki
çalmaya başlıyorlar. Çekilen acıları anlatanan, bizim arabesk e benzer bir
müzik tarzı. Oldukça ağır, o acıyı içinizde hissedebiliyorsunuz. Bu seferde
oynamak isteyenler tek tek sahneye çıkıyor ve mutlaka biri eğilip, alkış
tutuyor. Oda etrafında döne döne farklı figürler ile şarkıyı yaşıyor bence.
İzlemek oldukça keyifli. O gece çok eğleniyoruz. Vesna’ya buradan bir kez daha
teşekkür etmek istiyorum.

Logamandra Beach, tepeden görüntüsü
Logamandra Beach’e gelmeden, sakin bir koy.

Neos Marmaras’ın biraz
yukarısında Logamandra Beach ve Mango Beach var. Bütün gün müzik eşliğinde
eğlenip, denize girebilirsiniz. Biz buaraya varmadan, kayalıkların oluşturduğu
küçük bir yerde, çamların altında denize girmeyi tercih ettik. Kassandra da
yeterince Beach te vakit geçirmiştik. Denizin dibine girip ileriye baktığınızda
mavinin her tonunu görüp, denizin altında ışık danslarını izleyip, sonra da
yüzünüze çarpan mis gibi çam kokusu. Çocuklar gibi dalıp dalıp, bu keyfi tekrar
yaşamak istiyorum.. Eşim paletle, yüzeyden balık arayışına başlıyor. 

Özellikle
kayalık yerlerde denizin dibinde kalan kısımlarda, yosunlar arasında yaşayan
balıkları bulabilirsiniz. Tam karşıda Kelyfos adası. Ufacık bir ada. Ada da
deniz kenarında Beach Ball oynuyor herkes, vakitlerinin çoğunu deniz kenarında
geçirdiklerini düşününce vakit geçirmek için güzel. Biz de hemen raket alıp,
orda olduğumuz süre boyunca oynuyoruz, her nekadar yakın mesafeden olsa da!
Burası hem otele yakın olduğu için hem de mis gibi çam kokuları arasında denize
girmekten keyif aldığımız için en sık gittiğimiz sahildi. Son gün, güneşin
altında yatıyoruz ama hava çok sıcak durulmuyor ve şemsiyemiz yok. Biraz
ileride 3-4 şemsiye ile plaja evini taşıyan bir amca başımıza bir şemsiye
getiriyor, teşekkür ediyoruz, derken bize buz gibi su getiriyor, siz
misafirsiniz yanınızda herşeyiniz olmayabilir diyor. Bir kere daha Yunanlıların
misafirperverliklerini görüyoruz ve çok duygulanıyoruz. Gerçekten çok sıcak
kanlılar.

Toroni Beach
Neos Marmaras’ın biraz güneyine
inince, Toroni’ye varıyorsunuz. Burası da ayrı bir cennet. Biraz ilerisinde Porto Koufo, huzurun ve sakinliğin koyu. İki dağın çevrelediği bu koy, aradan bir yerden denizle birleşiyor.
Havuz gibi hem su duru hemde gerçekten rengarenk. Kıyının hemen girişinde
taşlarla kaplı yosunlu alanda, birbirinden renkli balıklar görebilirsiniz.
Biraz ilerisi ise tertemiz, masmavi. Çok güzel ve sakin bir koy. 

Bu koyda, eşimin bulduğu bu deniz kabuklusu ile bayağı vakit geçirdik. Kendisini nereye koyarsanız koyun, denize dogru yöneliyor ve dalgaların hareketiyle beraber denizde ilerliyor. Şekli aslında onun hayatta kalması ve ayaklarını kullanmadan rahatça yol katedebiliyor. Tamamen duyuları ile yol alıyor.

Kalamitsi Beach

Dağların arasından devam edince,
çok ilginç koyları seyredip, birazdan beliren Athos Dağının ihtişamına hayran
kalıyorsunuz. Buradan vadiye inince Skyia şehri var, dağlar arasında vadide
kalan bir şehir. Biraz ileride Sarti ye varmadan Kalamitsi Beach var. Kocaman
bir sahil.  Sahilden 20-25 m. uzaklıkta
ufacık bir adacık var. Uzaktan bakınca ayrı bir güzel, yaklaşınca etrafındaki
yaşam alanına hayran kalıyorsunuz. Ben hiç derinlere dalmadım, mercan
kayalıkları sadece belgesellerde izledim. Burası bana yüzeyden balıkları
seyretme, onlarla beraber yüzme imkanı verdi. Kayalıkların dipte oluşturduğu
şekiller, su altındaki yamaçlar aralardan çıkan farklı türdeki balıklar..
Müthişti.. Ne yazık ki buradan hiç fotoğraf yok. Aldığımız su altı kamerası
bozuk çıktı. Buraya gidiyorsanız, makinanızı mutlaka kontrol edin! Defalarca
adacığın etrafında tur atıyoruz. Neredeyse balıklara karışan eşim ise oraya
doyamadı. Herşey doğal ortamında ve bozulmamış. Çok büyüleyici bir yer.

Sarti Sahil, Sarti sahilde kurutulan ahtapotlar
Buradan akşam yemeği için
Sarti’ye gidiyoruz. Sanırım Sarti de konaklamak daha iyi olurdu. Hem Kalamitsi
Beach’e ulaşımı hemde daha turistik bir yer. Aslında burayı farklı kılan hem
kalabalığı hem de kayaların denizde oluşturduğu farklı şekiller. Bir sürü yemek
yiyebileceğiniz yer var. Burası akşamları oldukça kalabalık. Yunanistan’ın bir
güzel yanıda her kafede internet var ve deniz kenarında o kafeden birşeyler
aldıgınızda size internet şifrelerini veriyorlar. Burada restorant kenarlarına
asılmış, kurutulmuş ahtapotları görmek mümkün. Athos Dağı en net buradan
görünüyor, en yakın sahil sanırım. Buradan dönüşte, geldiğimiz yoldan
gitmeyelim dedik ve adanın etrafındaki turu tamamlamak için yola çıktık ama
oldukça karanlık ve ıssız bir yol! Gece yolu bilmeyenler için riskli bence.
Sarti Beach – Beyaz kumsal ve kayalıklar
Adanın diğer tarafındaki bir
başka sahil ise Vourvourou. Burayı sevemedim aslında. Daha çok yazlık evlerin
bulunduğu ve evler neredeyse denize sıfır olduğu için sahilin en hareketsiz
olduğu yer. Vourvourou ya gelmeden, göl benzeri bir alan görüp giriyoruz. Daha
çok karavanların ve kamp yapanların bulunduğu bu sahilde, deniz biraz bataklık
gibi. Ama biz burada piknik yapıp, mangal yapmaya karar verdik. Ada da mangal
yapan birini hiç görmedik ve türk ler olarakmangal yapmadan dönülmezdi;) Ertesi
sabah balıkçıdan kendimize balık alıp, dolaba bırakıyoruz ve ertesi akşam
mangala gidip, burada gün batımının keyfini sürüyoruz.
Vourvourou – Piknik
Ada da balık almak için erken
kalkıp, gitmelisiniz. Yoksa balık bulmanız imkansız. Burada bol bol deniz ürünü
yemekten midem kötü oldu! Ayrıca adaya Kassandra’da fazlasıyla bulabileceğiniz
‘Mythos’ yöresel biraları. Uzo ize bizim rakının aynısı. Ama ufak şişelerde ve
ufak bardaklarda genellikle sek tüketiyorlar. Oldukça da ucuz. Çeşit çeşit uzo
var. Yemeklerden de ayrıca bahsedeceğim. Bazıları gerçekten çok lezzetliydi.

9 Responses to “Yunanistan – Chalkidiki – Sithonia – Yaz Tatili – Part 3”

    • İnşallah.. Dinlenmek tatil yapmak herzaman çok iyi geliyor, bazen fırsat yaratmak pek mümkün olmuyor. Umarım sizde nasip olur en kısa zamanda.. sevgiler..

  • Adamlarla farkımız burada işte betonlaşma yok. Belki dediğiniz gibi ışıksız yollar, salaşlık ama doğayla baş başasınız. O plajların görünümü inanılmaz bu soğukta bile imreniyor insan. Deniz ürünlerinden midem bulandı demişsiniz ben olsam herhalde kahvaltı da bile yerdim. :)) Teşekkürler bu güzel paylaşım için.

    • Okadar çok deniz ürünü yiyince, biryerden sonra azıcık normal beslensem diyor:) Doğa gerçekten harika.. koylarını çok iyi korumuşlar ve koruyorlar..

  • Adamlarla farkımız burada işte betonlaşma yok. Belki dediğiniz gibi ışıksız yollar, salaşlık ama doğayla baş başasınız. O plajların görünümü inanılmaz bu soğukta bile imreniyor insan. Deniz ürünlerinden midem bulandı demişsiniz ben olsam herhalde kahvaltı da bile yerdim. :)) Teşekkürler bu güzel paylaşım için.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir